Tag Archive: Ankara



Bülent Ersoy

Mp3 Playerde Dinleyip Kliplerini İzleyebileceginiz Bülent Ersoy Şarkıları:

Bülent Ersoy – Darılmazmıyım

Bülent Ersoy – Detleri Zevk Edindim

Bülent Ersoy – Doğum Günü

Bülent Ersoy – Dönülmez Akşamın Ufkundayız

Bülent ersoy – Düşkünüm sana

Bülent Ersoy – Fasıl

Bülent Ersoy – Fasıl 2

Bülent Ersoy – Geceler

Bülent Ersoy – Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar

Bülent Ersoy – Hani Bizim Sevdamız

Bülent Ersoy – Hasta Düştüm

Bülent ersoy – Hastayım Yaşıyorum

Bülent Ersoy – Her Mevsim

Bülent Ersoy – Hüzzam

Bülent Ersoy – İmkansız

Bülent Ersoy – İsyan Ederim

Bülent Ersoy – İtirazım Var

Bülent Ersoy – Kapıldım Gidiyorum

Bülent Ersoy – Maazallah

Bülent Ersoy – Mahşeri Yaşıyorum

Bülent Ersoy – Makber

Bülent Ersoy – Sabaha Kadar

Bülent Ersoy – Sefam Olsun

Bülent Ersoy – Sen Gencligimin Katilisin

Bülent Ersoy – Seni Ben Ellerin Olsun

Bülent Ersoy – Senin İçin Ağladım

Bülent Ersoy – Sevda

Bülent Ersoy – Sevmekten Kim Usanır

Bülent Ersoy – Sorma

Bülent Ersoy – Söylemeyin

Bülent ersoy – Unutacağım

Bülent Ersoy – Unutamazsın

Bülent Ersoy – Uyu Demeye Geldim

Bülent Ersoy – Yaktı Beni

Bülent Ersoy – Yemin Ettim

Bülent Ersoy – Yüzünü Göremem

Bülent Ersoy – Zaman Akip Gider

Bülent Ersoy – Çabuk Olalım Aşkım

Bülent Ersoy – Çile Bülbülüm

Bülent Ersoy – Çökertme

Bülent Ersoy – Üzdünüz Beni Yıllar

Bülent Ersoy – Şikayetim Var.


Yılmaz Erdoğan

Yılmaz Erdoğan

Yılmaz Erdoğan Şiirleri

Yılmaz Erdoğan

Yılmaz Erdoğan Etme


Yılmaz Erdoğan Demedim mi

Yılmaz Erdoğan Ben Senin Beni Sevebilme İhtimalini Sevdim

 

Yılmaz Erdoğan Etme Şiir Sözleri;

 

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme.

Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme.

 

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı,

Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme.

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru,

Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme.

 

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için,

Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme.

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,

Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme.

 

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan,

Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme.

 

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan,

Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer,

Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme.

 

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi,

Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme.

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,

O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme.

 

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle,

Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme.

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı,

Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme.

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil,

Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme…

 

SEVEBİLME İHTİMALİ

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan

Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam…

Ben seninle bir gün Veyselkarani’de haşlama yeme ihtimalini sevdim.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında

Ankara‘da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman

özlemeye başladım herkesi…

Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..

Bizim Kemalettin Tuğcu’larımız vardı…

Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı…

Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,

solculuk oynamaya başladık..

Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla…

Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve

Türk Dil Kurumu’na inat bir Türkçeyle…

Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..

Ankara’ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.

Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.

Oysa Ankara’da hiç sevişmedim ben.

Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..

Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..

Ankara’ya usul usul kurşun yağıyordu..

Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.

Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim

Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım

Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece

Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde

Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu

Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi’ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

 

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

 

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini

Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü

Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum

Muş ovasının yalancı maviliğini

Otobüs oluyordum bir süre

Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde

Otobüs oluyordum

Bir ülkeden bir iç ülkeye

Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.

Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin

Korkuyordum

Sonra iniyordum otobüsten

Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,

ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,

ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.

Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan

Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam

Ben seninle bir gün Van’daki bir kahvaltı salonunda

Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği

bir yol üstü lokantasında

Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan

Doğubeyazıt‘ın herhangi bir toprak damında

Ben seninle herhangi bir insan elinin

terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

 

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

 

Yılmaz Erdoğan (Yılmaz Erdoğan Kimdir? Yılmaz Erdoğan Hakkında)

1967, Hakkari.

İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara´da tamamladı. İTÜ İnşaat Mühendisliğini kazandı fakat ağır basan tiyatro tutkusu eğitimini yarıda bırakmasına neden oldu.Tiyatroya Ferhan Şensoy´un ‘Nöbetçi Tiyatrosu’nda başladı, daha sonra Levent Kırca´nın ‘Olacak O Kadar’ adlı televizyon programında başyazar olarak görev yaptı.

TRT´de yayınlanan ‘Umut Taksi’ adlı diziyi yazdı ve bu dizide oyuncu olarak rol aldı. · Tiyatroda dolu dizgin giden Erdoğan daha sonra Türkiye´nin en büyük oyuncu kadrosuna sahip olan ‘Gereği Düşünüldü’ isimli oyunu yazdı; bu oyun 4 yıl kapalı gişe oynadı.Bu oyundan sonra tiyatro çalışmalarına Yasemin Yalçın Tiyatrosu´nda başlayan Yılmaz Erdoğan ‘Haşlama Taşlama’ ve yine bu tiyatroda 5 yıl sahnelenen ‘Kadınlık Bizde Kalsın’ adlı oyunları yazdı.

Yılmaz Erdoğan tiyatro yaşamına bundan sonra ortağı Necati Akpınar ile birlikte kurduğu Beşiktaş Kültür Merkezi´nde devam etti. Burada yine başrollerini Demet Akbağ ile paylaştığı ‘Bir Demet Tiyatro’ adlı diziyi yazdı. ‘Otogargara’ ise son olarak yazdığı müzikaldi ve tiyatro severlerin yoğun ilgisiyle 4 yıl kapalı gişe oynadı. Bu arada son iki yıldır yine kendisinin yazdığı ve oynadığı tek kişilik ‘Cebimdeki Kelimeler’ adlı oyunu Beşiktaş Kültür Merkezi´nde sahnelendi.

İlk albümü ‘Kayıp Kentin Yakışıklısı´nda ´Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam´ diyen tiyatro dünyasının önemli isimlerinden, küçük büyük herkesin ´Mükremin Abi´si Yılmaz Erdoğan´ın ‘Kayıp Kentin Yakışıklısı’ adlı bir şiir kaseti Prestij Müzik etiketiyle müzik marketlerde yerini aldı.Bu albüm Yılmaz Erdoğan´ın yazdığı 17 şiirden ve bu şiirlere eşlik eden Metin Kalender, Nizamettin Ariç ve Ali Aykaç´ın bestelediği ezgilerden oluşuyor.

Erdoğan´ın albümünde şiirler, Türk Sanat Müziği´nden örnekler, türküler etnik müzikler gibi geniş bir müzik yelpazesi eşlik ediyor ve sanatçının kendi sesinden kısa bir türkü de bulunuyor. Yılmaz Erdoğan´ın bu ilk şiir albümünün yönetmenliğini Metin Kalender üstlendi.Kaset piyasaya çıkışının ilk haftasında 100.000´lik satış tirajına ulaştı ve şiir albümleri kategorisinde önemli bir yer edindi. Erdoğan´ın zekice ve nice motiflerle işlenmiş, kendine özgü üslubuyla yazdığı hüzün ağırlıklı şiirleri dinleyenleri yoğun bir duygu karmaşasına sürükleyecek.

Senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini paylaştığı Vizontele filmi büyük başarı kazandı.

ESERLERİ

 

1)hüzünbaz sevişmeler

2)kadınlık bizde kalsın

3)kayıp kentin yakışıklısı

4)haybeden gerçeküstü konuşmalar

5)anladım

 


Neşet Ertaş

Neşet Ertaş

Neşet Ertaş Garip

Neşet Ertaş Garip

PART 1

PART 2

PART 3

PART 4

PART 5

PART 6

PART 7

PART 8

PART 9

PART 10

PART 11

PART 12

PART 13

PART14

 

Neşet Ertaş Garip;

Bir “Garip” Hikaye: Neşet Ertaş “Garip…”

Garip derdi kendisine büyük usta, öyle kalsın istedi mahlası. 1938 yılında dünyaya gözlerini açan Neşet Ertaş zorluklarla dolu, sefaletle örülü bir çocukluk, ağır bir gençlik geçirdi. Hayatta kalabilmek için kuru ekmeği bile aradığı dönemler oldu notalara hayat veren halk müziği üstadının. Zira babasından ona kalan tek miras sanatıydı, sazıydı. Ölmeden önceki son sözlerinde Neşet Ertaş’a “sazımın emaneti” demişti Muharrem Usta. Annesini erken yaşta kaybetmenin, yıllarca sürgünlerde yaşlanmanın, bozkırda susuz yeşermeye çalışmanın getirdiği yorgunluk ve olgunluk ile Neşet Ertaş oldu Garip…

1957’de Neden Garip Garip Ötersin Bülbül isimli babasının ilk bozlağını okuduğu ilk plağını doldurdu Ertaş. 20 yıllık hayalini gerçekleştirdiği İstanbul’da mutlu değildi Usta. İstanbul’a bir türlü ısınamadığını her fırsatta dile getirirdi. Hacı Hüsrev’deki tek oda evinde iki yıl boyunca tek başına yaşayarak büyük şehre karşı yalnız bir savaş sürdürdü. İki yıl sonra İstanbul ile savaşından yorulmuş olacak ki koltuğunun altındaki iki plak ile memleketi Kırşehir’in yolunu tuttu. Bir süre sonra severek takip ettiği TRT Ankara Radyo’su Yurttan Sesler programında çalıp söyleme imkanı buldu. Programda çalmaya kabul edildiği anki mutluluğunu “o güne kadar yaşadığı mutlulukların yekûnünden de fazla” diyerek tanımlıyordu Neşet Ertaş. Dönemin TRT spikeri 60’lı yılların başında ilk kez anons edildiğinde, radyoları başındaki insanların duyduğu isim “Kırşehirli Neşet Ertaş” idi. Birkaç yıl içinde Neşet Ertaş ismi daha sık zikredilmeye başlandı radyolarda. Yine aynı dönemde tanıştığı Leyla’sına vurularak bu kez muradına erdi Garip Mecnun. 10 yıl sonra Leyla’sından ayrılmanın acısıyla sanatının zirvesine ulaştı Usta. “Kendim Ettim Kendim Buldum, Yazımı Kışa Çevirdin, Hata Benim Günah Benim Suç Benim, Evvelim Sen Oldun Ahirim Sensin” gibi pek çok başyapıtı bu dönemde notalara döktü Neşet Usta. Ona göre bunların her birisi bir ağıt, bir feryattı. Çok acı çekti Ertaş ayrılığın akabinde, ama asla çamur atmadı Leyla’sına. Hep kendineydi sitemi. Hatta evliliğine başından beri karşı çıkan babası Muharrem Ertaş ile arası açıldı ve o dönemde kendi dillerinde, türkülerle atışmaya başladı iki Usta. Oğlunun mutsuzluğuyla kahrolup, üzüntüsünün de etkisiyle kendisine atışmalarında “aslı bozuk” diyen babasına “aşkı kimden aldın, sevgiyi kimden; aslı bozuk deme gel şu insana ya dost…” diyerek sitemkâr ama bir o kadar da saygılı satırlarla cevap verdi halk müziğinin yaşayan efsanesi. 65-75 yılları arası en üretken dönemini yaşadı Neşet Ertaş. Artık bozkırlarda doldurduğu heybesini şehrin kalabalıkları önünde boşaltıyor, azığındaki her zerreyi “hızmatçısı” olduğu dinleyenlerine sunuyordu. Anadolu’daki turnelerinden birisinde Zeki Müren ile de birlikte sahne alma şansı bulan Ertaş artık Sanat Güneşi’nin de en çok saygı duyduğu ve sevdiği dostlarından birisi olmuştu. Hatta rivayete göre Ertaş’ın bozlaklarından birisini dinleyen Zeki Müren “olamaz böyle şey!” diyerek aşka gelmiş ve başını kulisin tahta duvarına var gücüyle vurmuştu.

Eşinden ayrılmasının ardından bir türlü söküp atamadığı yürek sancısı, TRT ile yaşadığı fikir ayrılıkları, ansızın baş gösteren sağlık sorunları tek bir şeyin habercisiydi onun için: “kalkıp göç eyleme” vakti gelmişti Usta’nın…

Bu seferki durak çok uzaklar; “acı vatan” Almanya olarak belirlenmişti yazgısında. Öksüzlük, ayrılık, yoksulluk gibi pek çok derdine bir de gurbet acısını eklemişti Usta, işte bu katlanılır türden bir şey değildi. Yıllarca sesiyle ruhunu dinlendirdiği, duygularına tercüman ettiği sazını bu kez sadece ve sadece hayatta kalmak için kullanacaktı. Nitekim gurbet acısı öyle bir zehirdi ki o bedende, atılmasa olmazdı… Gurbet; yürekte bir taştı…

Almanya’da işler beklediğinden de iyi gitti ve Usta oraya yerleşerek sanat okullarında saz dersleri vermeye, ağlayan sazıyla çok uzaklarda memleket türkülerini yeni nesillere öğretmeye başladı. Bir süre gurbet diyarlarda çaldıktan sonra kendisini çocuklarının gelişimi ve eğitimine adamaya karar veren Ertaş sahnelere ara verdi. Öyle unutturdu ki kendini TRT’deki bir programda çalan şarkısı anons edilirken bile kendisinden “rahmetli Neşet Ertaş’tan güzel bir türkü” diyerek bahsedildi. Saygı ve tevazusunu yitirmeyen Usta, “bir ülkenin ulusal kanalı, resmi yayın organı yalan söylemez, demek ki ben gerçekten ölmüşüm” diyerek yorumladı bu olayı. 30 yıllık uzun bir aranın ardından 2000 yılında memleket topraklarına dönen Neşet Ertaş, hiç barışamadığı, umutlarını, hayallerini emanet ederek ayrıldığı İstanbul’da verdiği bir konserle seyircisine, sanatına ve “gurbanı olduğu” halkına döndü… “Gönlüm Hep Seni Arıyor, Neredesin Sen” diye haykırdı Harbiye Açıkhava Tiyatrosu hep bir ağızdan. Neşet memleketine, Leyla’sına, babasına sesleniyordu çığlık çığlığa; dinleyenleri ise büyük Usta’ya…

“Garip…”

 

%d blogcu bunu beğendi: